Usulsüz Arama Yapan Kamu Görevlisinin Cezai Sorumluluğu
Kamu görevlisinin hukuka aykırı üst veya eşya araması yapması halinde TCK 120 kapsamında cezai sorumluluğu ve mağdurun hakları.
Ceza soruşturması sürecinde en sık başvurulan koruma tedbirlerinden biri olan arama, bireylerin temel hak ve özgürlüklerine doğrudan müdahale niteliği taşır. Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayatın gizliliği hakkı, arama tedbirinin uygulanmasında titizlikle korunması gereken bir sınır çizer.
Ne var ki uygulamada, bu sınırların zaman zaman aşıldığı ve kamu görevlilerinin hukuka aykırı biçimde arama yaptığı durumlarla karşılaşılmaktadır. İşte tam bu noktada Türk Ceza Kanunu'nun 120. maddesi devreye girerek usulsüz arama yapan kamu görevlisini cezai yaptırımla karşı karşıya bırakmaktadır.
Bu yazımızda; haksız arama suçunun ne olduğunu, hangi şartlarda oluştuğunu, suçun unsurlarını, öngörülen cezaları, benzer suç tipleriyle ayrımını ve mağdurun başvurabileceği hukuki yolları ayrıntılı biçimde ele alacağız.
Haksız Arama Suçunun Yasal Dayanağı
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Kişilere Karşı Suçlar" başlıklı İkinci Kısmının "Hürriyete Karşı Suçlar" bölümünde yer alan 120. madde, haksız arama suçunu şu şekilde düzenlemektedir:
"Hukuka aykırı olarak bir kimsenin üstünü veya eşyasını arayan kamu görevlisine üç aydan bir yıla kadar hapis cezası verilir."
Madde metninden de anlaşılacağı üzere kanun koyucu, arama yetkisinin kötüye kullanılmasını doğrudan suç olarak tanımlamış ve bu eylem için hapis cezası öngörmüştür. Düzenlemenin temel amacı, bireylerin üst ve eşya araması sırasında hukuki güvencelerin korunmasını sağlamak ve kamu gücünün keyfi biçimde kullanılmasının önüne geçmektir.
Arama Türleri ve Hukuka Uygunluk Koşulları
Haksız arama suçunun kapsamını doğru anlayabilmek için öncelikle hukukumuzda yer alan arama türlerini ve bunların tabi olduğu kuralları bilmek gerekir.
Adli arama, suç işlendiğine dair somut bir şüphenin bulunduğu hallerde, suç delillerinin elde edilmesi veya şüphelinin yakalanması amacıyla gerçekleştirilen aramadır. Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 116 ve devamı maddeleri adli aramanın şartlarını düzenler. Adli arama kural olarak hâkim kararı ile yapılır; gecikmesinde sakınca bulunan hallerde ise Cumhuriyet savcısının, savcıya ulaşılamadığı durumlarda da kolluk amirinin yazılı emriyle gerçekleştirilebilir.
Önleme araması ise henüz bir suç işlenmeden, suçun önlenmesi ve kamu düzeninin korunması amacıyla yapılan aramadır. 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu ile 2803 sayılı Jandarma Teşkilat Kanunu çerçevesinde düzenlenen önleme araması da yine belirli usul kurallarına bağlıdır.
Her iki arama türünde de aranacak kişi, yer veya eşyanın arama kararında ya da emrinde açıkça belirtilmesi, aramanın orantılı ve ölçülü yapılması, gece vakti yapılacak aramalarda özel koşulların sağlanması gibi temel ilkelere uyulması zorunludur. Bu koşullardan herhangi birine aykırı davranılması, yapılan aramanın hukuka aykırı nitelik kazanmasına ve dolayısıyla TCK 120 kapsamında suç oluşmasına yol açabilir.
Aramanın Hukuka Aykırı Sayıldığı Durumlar
Bir arama işlemi başlıca iki halde hukuka aykırı kabul edilir:
- Hiçbir arama kararı veya emri bulunmadan kamu görevlisinin doğrudan arama yapması. Örneğin bir polis memurunun herhangi bir karar veya emir olmaksızın sokakta bir vatandaşın üstünü araması bu kapsamdadır.
- Usulüne uygun bir arama kararı veya emri bulunmasına rağmen, kamu görevlisinin bu kararın sınırlarını aşarak arama yapması. Arama kararında belirtilen kişiden farklı birinin aranması, kararda yer almayan bir yerin aranması veya aramanın kapsamının hukuki çerçevenin ötesine taşırılması bu duruma örnek gösterilebilir.
Her iki halde de gerçekleştirilen arama usulsüz nitelik taşır ve TCK'nın 120. maddesi gereği cezai sorumluluk doğurur.
Suçun Maddi ve Manevi Unsurları
Fail
Haksız arama suçu, yalnızca kamu görevlisi tarafından işlenebilen bir özgü suçtur. TCK'nın 6. maddesi uyarınca kamu görevlisi sayılan ve arama yetkisine sahip olan polis memurları, jandarma personeli ve ilgili diğer kolluk kuvvetleri bu suçun faili olabilir. Kamu görevlisi olmayan bir kişinin hukuka aykırı biçimde başkasının üstünü ya da eşyasını araması halinde ise haksız arama suçu değil, olayın koşullarına göre özel hayatın gizliliğini ihlal gibi farklı suç tipleri gündeme gelir.
Burada dikkat edilmesi gereken önemli bir ayrım vardır: Arama yetkisi bulunmayan bir kamu görevlisinin yaptığı hukuka aykırı arama, TCK 120 kapsamında değerlendirilmez. Örneğin bir öğretmenin okul içinde öğrencinin eşyasını araması haksız arama suçunu değil, görevi kötüye kullanma suçunu (TCK m. 257) oluşturur. Çünkü haksız arama suçunun faili, görev tanımı itibarıyla arama yetkisine sahip olan kamu görevlileridir.
Mağdur
Suçun mağduru, üstü veya eşyası hukuka aykırı olarak aranan herkestir. Mağdurun Türk vatandaşı olup olmaması, yaşı veya cinsiyeti suçun oluşması bakımından herhangi bir farklılık yaratmaz.
Hareket Unsuru
Kamu görevlisi, iki seçimlik hareketle haksız arama suçunu işleyebilir:
- Bir kimsenin üstünü hukuka aykırı olarak aramak (kişinin ceplerinin, kıyafetlerinin, üzerinde taşıdığı eşyaların aranması)
- Bir kimsenin eşyasını hukuka aykırı olarak aramak (el çantasının, bavulunun, aracının, bilgisayarının aranması)
TCK 120 madde gerekçesinde de belirtildiği üzere kişinin ceplerinin, el çantasının, bavulunun veya özel otomobilinin hukuka aykırı bir surette aranması bu suçu oluşturur.
Manevi Unsur
Haksız arama suçu yalnızca kasten işlenebilen bir suçtur. Taksirle işlenmesi mümkün değildir. Kamu görevlisinin, aramanın hukuka aykırı olduğunu bilerek ve isteyerek hareket etmiş olması gerekir. Bu nedenle örneğin arama kararında adı belirtilen kişinin eşyası sanılarak yanlışlıkla başka birinin eşyasının aranması halinde, kastın bulunmaması nedeniyle haksız arama suçu oluşmaz.
Haksız Arama Suçunun Cezası
TCK'nın 120. maddesi uyarınca usulsüz arama yapan kamu görevlisine 3 aydan 1 yıla kadar hapis cezası verilir. Bunun yanı sıra:
- Hükmedilen hapis cezasının adli para cezasına çevrilmesi mümkündür.
- Koşulların sağlanması halinde hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) kararı verilebilir.
- Hapis cezasının ertelenmesi de mümkündür.
- Haksız arama suçu, uzlaşma kapsamında olan suçlardan değildir.
- Suçun dava zamanaşımı süresi 8 yıldır.
- Bu suç şikâyete tabi değildir; savcılık tarafından resen soruşturulur.
Ayrıca TCK'nın 53/5. maddesi gereğince, bu suçu işleyen kamu görevlisi hakkında cezanın yanı sıra belirli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma kararı da verilebilir.
Haksız Aramanın Diğer Suçlarla Birlikte İşlenmesi
Usulsüz arama gerçekleştirilirken sıklıkla başka suç tiplerinin de oluştuğu görülmektedir. Bu durumda gerçek içtima hükümleri uygulanarak fail her bir suçtan ayrı ayrı cezalandırılır:
- Arama sırasında mağdurun konutuna veya iş yerine yetkisiz olarak girilmişse, TCK m. 116 kapsamında konut dokunulmazlığının ihlali suçu oluşur.
- Arama esnasında mağdura zor kullanılmışsa, TCK m. 108 uyarınca cebir suçu gündeme gelir.
- Mağdurun arama yapılmasına razı olması için tehdit edilmesi halinde TCK m. 106 kapsamında tehdit suçu işlenmiş olur.
- Arama sırasında mağdura hakaret edilmesi halinde TCK m. 125 gereği hakaret suçu da meydana gelir.
- Hukuka aykırı bir yakalamanın ardından arama yapılması halinde, kamu görevlisi hem haksız arama suçundan hem de kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan (TCK m. 109) sorumlu tutulur.
Haksız Arama ile Görevi Kötüye Kullanma Ayrımı
Uygulamada en sık karşılaşılan sorunlardan biri, haksız arama suçunun görevi kötüye kullanma suçuyla karıştırılmasıdır. TCK'nın 257. maddesinde düzenlenen görevi kötüye kullanma suçu, genel ve tamamlayıcı nitelikte bir suç tipidir. Bu nedenle bir eylem özel bir suç tipi olarak kanunda düzenlenmişse, genel hüküm olan görevi kötüye kullanma hükmü uygulanmaz.
Haksız arama suçu, kanunda özel olarak düzenlenmiş bir suç tipi olduğundan, arama yetkisine sahip bir kamu görevlisinin usulsüz arama yapması halinde TCK 120 uygulanır, TCK 257 uygulanmaz. Ancak arama yetkisi olmayan bir kamu görevlisinin hukuka aykırı arama yapması halinde, TCK 120 değil TCK 257 hükümleri devreye girer. Yargıtay da kararlarında bu ayrımı net biçimde ortaya koymaktadır.
Usulsüz Aramada Elde Edilen Delillerin Hukuki Durumu
Hukuka aykırı bir aramayla elde edilen deliller, ceza yargılamasında hukuka aykırı delil niteliği taşır. CMK'nın 206/2-a ve 217/2. maddeleri uyarınca, hukuka aykırı yollarla elde edilen deliller yargılamada kullanılamaz. Yargıtay da pek çok kararında, hâkim kararı olmaksızın yapılan aramada elde edilen delillerin yasak delil niteliğinde olduğunu ve bu delillere dayanılarak mahkûmiyet kararı verilemeyeceğini açıkça vurgulamıştır. Bu durum, usulsüz aramanın yalnızca kamu görevlisi için cezai sorumluluk doğurmakla kalmayıp, soruşturma ve kovuşturma sürecinin de sağlıklı işleyişini doğrudan etkilediğini göstermektedir.
Soruşturma Usulü ve Görevli Mahkeme
Haksız arama suçu, yalnızca kamu görevlisi tarafından işlenebilen bir suç olduğundan, soruşturma süreci de özel usul kurallarına tabidir. Fail olan kamu görevlisinin suçu, adli görevinin ifası sırasında işlemesi halinde soruşturma genel hükümlere göre Cumhuriyet savcılığı tarafından yürütülür. Ancak failin idari görevleri sırasında bu suçu işlemesi halinde, 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun kapsamındaki izin prosedürü uygulanabilir.
Haksız arama suçuyla ilgili yargılama yapma görevi asliye ceza mahkemesine aittir.
Aynı Mağdura Karşı Tekrarlanan Usulsüz Arama
Aynı mağdura karşı farklı zamanlarda birden fazla haksız arama eylemi gerçekleştirilmesi halinde, TCK'nın 43. maddesi kapsamında zincirleme suç hükümleri uygulanır. Bu durumda faile verilecek ceza dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır.
Haksız Aramaya Maruz Kalan Kişinin Hakları
Hukuka aykırı bir arama işlemine maruz kalan kişi, birden fazla hukuki yola başvurabilir. Cezai alanda, usulsüz arama yapan kamu görevlisi hakkında Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulabilir. Hukuki alanda ise haksız arama nedeniyle uğranılan maddi ve manevi zararlar için tazminat davası açılması mümkündür. Yargıtay, tazminat isteminin haksız arama kararına değil, arama işleminin ölçüsüz bir şekilde yerine getirilmesine dayandırılması gerektiğini belirtmektedir. Bunun ötesinde, temel hak ihlali iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yapılması ve iç hukuk yollarının tüketilmesi halinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvuru da gündeme gelebilir.
Akdemir Hukuk Bürosu – Kartal Hukuk Ofisi
Akdemir Hukuk Bürosu, İstanbul'un Kartal ilçesinde, Soğanlık semtinde hizmet vermektedir. Ceza hukuku alanında müvekkillerine profesyonel hukuki danışmanlık sunan büromuz, Kartal ve çevresindeki vatandaşlara güvenilir ve erişilebilir bir hukuk hizmeti sunmayı ilke edinmiştir.
Ofisimiz; Cevizli, Cumhuriyet, Çarşı, Çavuşoğlu, Esentepe, Ferhat Paşa, Gümüşpınar, Hürriyet, Karlıktepe, Kordonboyu, Orhantepe, Orta, Petroliş, Rahmanlar, Soğanlık, Yalı, Yeni, Uğur Mumcu, Yakacık ve Yeşilbağlar gibi Kartal'ın tüm semtlerinden kolaylıkla ulaşılabilecek bir konumdadır.
Aynı zamanda Maltepe ve Pendik gibi komşu ilçelerden gelen müvekkillerimize de hizmet vermekteyiz.
Akdemir Hukuk Bürosu, Kartal Metro Durağına, Kartal Adliyesine ve E-5 Karayoluna yakın konumuyla ulaşım kolaylığı sağlamakta olup, usulsüz arama ve ceza hukuku alanında hukuki destek almak isteyen vatandaşlarımız, İstanbul Kartal/Soğanlık'ta bulunan Akdemir Hukuk Bürosu'nu ziyaret edebilir veya 0 505 589 86 36 numaralı telefondan iletişime geçebilir.
Avukat Muhammet Akdemir Kimdir?
- Akdemir Hukuk Bürosu kurucumuz Muhammet Akdemir Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun olmuştur.
- 2011 yılında Patent Vekili Ruhsatnamesi almıştır.
- 2013 yılında Avukatlık Ruhsatnamesini almıştır.
- Aynı yıl Iğdır Ticaret İl Müdürlüğünde Tüketici hakem heyetinde raportör olarak göreve başlamıştır.
- 2014 Yılında Ticaret Bakanlığı merkez kadrosunda Avukat olarak atanmıştır.
- 2 yıllık Kurum Avukatlığı görevinden sonra 2016 yılında Hakim Stajyer olarak İstanbul Anadolu Adliyesinde görev yapmıştır.
- 2017 yılından beri serbest Avukatlık yapmaktadır. İstanbul Barosu'na kayıtlıdır.
