Hak Düşürücü Süre Dava Şartı mıdır? | Akdemir Hukuk Bürosu
Hukuk davalarında en çok karıştırılan kavramlardan biri hak düşürücü süredir. Özellikle bir davanın süresinde açılıp açılmadığı tartışıldığında ortaya şu soru çıkar: Hak düşürücü süre bir dava şartı mıdır, yoksa itiraz niteliğinde midir?
Bu ayrım ilk bakışta teknik bir detay gibi görünse de davanın akıbetini doğrudan belirler. Dava şartı noksanlığı varsa dava usulden reddedilir; itiraz söz konusuysa dava esastan reddedilir.
Sonuç her iki halde de ret olsa bile, hukuki gerekçe ve buna bağlı sonuçlar birbirinden oldukça farklıdır.
Bu makalede hak düşürücü sürenin ne olduğunu, hangi durumlarda dava şartı hangi durumlarda itiraz sayıldığını ve Yargıtay'ın bu konudaki yaklaşımını ele alıyoruz.
Hak Düşürücü Süre Nedir?
Hak düşürücü süre, kanun koyucunun belirli bir hakkın kullanılması için tanıdığı süredir. Bu süre içinde hak kullanılmazsa veya gerekli işlem yapılmazsa hak ortadan kalkar.
Zamanaşımından temel farkı burada yatar: zamanaşımında hak sona ermez, yalnızca karşı tarafın def'i ileri sürmesiyle hakkın davayla elde edilmesi engellenir.
Hak düşürücü sürede ise sürenin dolmasıyla birlikte hakkın kendisi düşer ve hâkim bu durumu resen yani taraflar ileri sürmese bile kendiliğinden dikkate alır.
Peki bu sürelere günlük hayattan örnekler verebilir miyiz? Elbette. TMK m. 733 uyarınca önalım hakkının kullanılması için satışın bildirilmesinden itibaren üç aylık ve her hâlde satıştan itibaren iki yıllık süreler hak düşürücü niteliktedir.
Bu süreler geçtiğinde önalım hakkı ortadan kalkar. Benzer şekilde TBK m. 39'da düzenlenen irade sakatlığı hallerinde sözleşmenin iptal edilebilmesi için öngörülen bir yıllık süre de hak düşürücü süreye örnektir.
Zamanaşımı ile Hak Düşürücü Süre Arasındaki Fark
Bu iki kavram uygulamada sıklıkla birbirine karıştırılır. Aralarındaki temel farkları netleştirmek, asıl konumuzu anlamak için önemlidir.
Zamanaşımında hakkın kendisi sona ermez; borçluya bir kaçınma hakkı tanınır. Borçlu zamanaşımı def'ini ileri sürerse alacaklı lehine karar verilemez. Ancak borçlu bu savunmayı ileri sürmezse hâkim zamanaşımını kendiliğinden gözetemez. Zamanaşımına uğramış borç eksik borç niteliğindedir; dava ve icra konusu yapılabilir, fakat borçlunun savunması karşısında etkisiz kalır.
Hak düşürücü sürede ise sürenin dolmasıyla hak kendiliğinden ortadan kalkar. Hâkim bunu resen dikkate alır, tarafların ileri sürmesine gerek yoktur. Hak düşürücü süre durma veya kesilme gibi hallere de kural olarak tabi değildir.
Öğretideki Tartışma: Dava Şartı mı, İtiraz mı?
Hukuk öğretisinde hak düşürücü sürenin niteliği konusunda iki farklı görüş bulunmaktadır.
Hâkim görüş, hak düşürücü sürenin sona ermesinin bir itiraz teşkil ettiğini kabul eder. Bu görüşe göre hak düşürücü süre dolduğunda hak kendiliğinden ortadan kalkar ve bu durum bir vakıa olarak itiraz niteliği taşır. İtirazlar, def'ilerden farklı olarak hâkim tarafından resen dikkate alınır. Dolayısıyla hak düşürücü sürenin geçtiği dava dosyasından anlaşılabiliyorsa hâkim bunu kendiliğinden gözetir ve davayı esastan reddeder.
Karşı görüş ise hak düşürücü sürenin sona ermesinin bir olumsuz dava şartı oluşturduğunu savunur. Bu görüşe göre hak düşürücü süre geçtiğinde davanın esası incelenemeyeceğinden, eksiklik dava şartı niteliğindedir ve dava usulden reddedilmelidir.
Peki hangisi doğru? Aslında tek bir doğru yanıt vermek mümkün değil; çünkü hak düşürücü sürenin hangi hakka veya işleme ilişkin olduğuna göre sonuç değişmektedir.
Ayrımın Anahtarı: Sürenin Sona Ermesi Neyi Etkiliyor?
Hak düşürücü sürenin dava şartı mı yoksa itiraz mı olduğunu belirlemek için şu soruyu sormak gerekir: Sürenin dolması esas hakkı mı ortadan kaldırıyor, yoksa yalnızca dava açma hakkını mı engelliyor?
Esas Hakkı Sona Erdiren Hak Düşürücü Süreler → İtiraz
Sürenin dolmasıyla birlikte maddî hukuktaki esas hak ortadan kalkıyorsa bu durum bir itiraz teşkil eder. Esas hak sona erdiğinden dava hakkı da mevcut olmaz ve dava esastan reddedilir.
Buna örnek olarak önalım hakkının kullanılması için öngörülen süreler gösterilebilir. TMK m. 733 uyarınca üç aylık veya iki yıllık süre dolduğunda önalım hakkının kendisi ortadan kalkar. Bu durumda dava açılırsa dava şartı noksanlığından değil, hakkın sona ermesi sebebiyle esastan reddedilmelidir.
Benzer şekilde TBK m. 39'daki irade sakatlığı hallerinde öngörülen bir yıllık süre dolduğunda iptal hakkı düşer ve taraf sözleşmeyi onamış sayılır. Dava açılırsa esas hak mevcut olmadığından esastan ret kararı verilir.
Esas Hakkı Etkilemeyip Dava Edilebilirliği Kaldıran Hak Düşürücü Süreler → Dava Şartı
Bazı durumlarda ise hak düşürücü sürenin dolması esas hakkı ortadan kaldırmaz; yalnızca o hakkın dava konusu yapılmasını engeller. Bu halde esas hak dava dışında varlığını sürdürür, ancak artık mahkeme önüne taşınamaz. Ortaya çıkan dava edilebilirlik noksanlığı, davanın esasına girilmesine engel oluşturduğundan dava şartı olarak kabul edilmelidir.
Bu durumun en bilinen örneği Kadastro Kanunu m. 12/3 hükmüdür. Bu hükme göre kadastro tutanaklarının kesinleşmesinden itibaren on yıl geçtikten sonra kadastro öncesi sebeplere dayanılarak itiraz olunamaz ve dava açılamaz. Burada mülkiyet hakkı sona ermez; ancak o mülkiyete ilişkin talebin dava konusu yapılması artık mümkün değildir. Yargıtay da bu on yıllık süreyi hak düşürücü nitelikte ve dava şartı olarak kabul etmektedir.
İcra ve iflas hukukunda da benzer örnekler mevcuttur. İtirazın iptali davası için öngörülen bir yıllık süre (İİK m. 67) dolduğunda alacak hakkı ortadan kalkmaz; genel hükümlere göre dava yolu açık kalmaya devam eder. Ancak itirazın iptali davası artık açılamaz. Sıra cetveline itiraz davası için öngörülen on beş günlük süre (İİK m. 235) ve borçtan kurtulma davası için öngörülen yedi günlük süre (İİK m. 69) de aynı mantıkla işler: sürenin dolması esas hakkı etkilemez ama icra hukukuna özgü dava yolunu kapatır.
Yargıtay'ın Yaklaşımı
Yargıtay, özellikle kadastro davalarında hak düşürücü süreyi istikrarlı biçimde dava şartı olarak nitelendirmektedir. Yargıtay 16. Hukuk Dairesi 2018/8128 K. sayılı kararında, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 12/3. maddesindeki on yıllık sürenin hak düşürücü nitelikte olduğunu ve hâkim tarafından resen dikkate alınması gereken dava şartlarından olduğunu açıkça ifade etmiştir.
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi ise 2022/6920 K. sayılı kararında ilginç bir meseleyi ele almıştır. Bu davada on yıllık hak düşürücü süre geçmiş olmasına rağmen davalı, ön inceleme duruşmasından önce davayı kabul ettiğini bildirmiştir. İlk derece mahkemesi hak düşürücü sürenin dava şartı olduğunu belirterek davayı reddetmiş, ancak Yargıtay bu kararı bozmuştur. Yargıtay'a göre hak düşürücü süre dava şartı olsa da kesin hükmün sonuçlarını doğuran davalının kabul beyanına öncelikle değer verilmesi gerekmektedir. Bu karar, hak düşürücü sürenin dava şartı niteliğinin mutlak olmadığını ve somut olayın koşullarına göre değerlendirme yapılması gerektiğini ortaya koymaktadır.
HMK'nın Sistematik Yaklaşımı
HMK'nın sistematik düzenlemesi de bu tartışmaya ışık tutmaktadır. HMK m. 137'de dava şartlarının ön inceleme aşamasında karara bağlanacağı düzenlenmiştir. HMK m. 142'de ise hak düşürücü süreler ve zamanaşımı hakkındaki itiraz ve def'ilerin ön inceleme duruşması tamamlandıktan sonra, tahkikata başlamadan önce inceleneceği ifade edilmiştir.
Kanun koyucunun dava şartları ile hak düşürücü süreleri ayrı ayrı düzenlemesi, hak düşürücü sürelerin her durumda dava şartı olmadığına işaret etmektedir. Bölge Adliye Mahkemeleri de bazı kararlarında bu sistematik ayrıma dikkat çekerek hak düşürücü sürenin işin esasına ilişkin olduğunu ve dava şartı gibi değil itiraz olarak değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamıştır.
Süreye Bağlı Haklar: Farklı Bir Kategori
Hak düşürücü sürelerle karıştırılmaması gereken bir diğer kavram da süreye bağlı haklardır. Süreye bağlı hakta, hak belirli bir süre boyunca mevcuttur ve süre dolduğunda hak otomatik olarak sona erer. Hak sahibinin herhangi bir eylemde bulunması veya bulunmaması bu sonucu değiştirmez. Ana babanın çocuğun mallarından yararlanma hakkı (TMK m. 354) veya tüzel kişi yararına kurulan intifa hakkı (TMK m. 797) buna örnektir.
Süreye bağlı hakta esas hak sona erdiğinden dava hakkı da ortadan kalkar. Ancak burada dava edilebilirlik tartışması yapılmaz; çünkü ortada korunacak bir hak kalmamıştır. Dava açılırsa esastan ret kararı verilir.
Özet Tablo
Konunun daha kolay anlaşılabilmesi için kısa bir özet çıkaralım:
Esas hakkı sona erdiren hak düşürücü süre → İtiraz niteliğinde → Dava esastan reddedilir. Örnek: Önalım hakkı süreleri (TMK m. 733), irade sakatlığı süresi (TBK m. 39).
Esas hakkı etkilemeyip dava edilebilirliği kaldıran hak düşürücü süre → Dava şartı niteliğinde → Dava usulden reddedilir. Örnek: Kadastro Kanunu m. 12/3'teki on yıllık süre, itirazın iptali davası süresi (İİK m. 67), sıra cetveline itiraz süresi (İİK m. 235).
Süreye bağlı hak → İtiraz niteliğinde → Dava esastan reddedilir. Örnek: Ana babanın çocuk mallarından yararlanma hakkı (TMK m. 354).
Kartal'da Hukuki Danışmanlık
Hak düşürücü sürelerin kaçırılması, telafisi mümkün olmayan hak kayıplarına yol açabilir. Sürenin niteliğinin doğru tespit edilmesi, davanın doğru zamanda ve doğru gerekçeyle açılabilmesi açısından belirleyici önem taşır. Bu konuda hukuki destek almak, olası hak kayıplarının önüne geçmenin en etkili yoludur.
Akdemir Hukuk Bürosu olarak Avukat Muhammet Akdemir, Kartal ve çevresinde medeni hukuk, icra hukuku ve gayrimenkul hukuku alanlarında müvekkillerine kapsamlı hukuki danışmanlık sunmaktadır.
Soğanlık Mahallesi'ndeki ofisimiz; Cevizli, Karlıktepe, Yakacık, Orhantepe, Yeşilbağlar, Uğur Mumcu, Petroliş, Kordonboyu ve çevre mahallelerden kolayca ulaşılabilir konumdadır.
Kartal Metro İstasyonu ve E-5 Karayolu'na yakınlığımız sayesinde Maltepe ve Pendik'ten gelen müvekkillerimize de düzenli olarak hizmet vermekteyiz.
Hukuki danışmanlık için 0 505 589 86 36 numaralı hattan randevu alabilirsiniz.
Avukat Muhammet Akdemir Kimdir?
- Akdemir Hukuk Bürosu kurucumuz Muhammet Akdemir Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun olmuştur.
- 2011 yılında Patent Vekili Ruhsatnamesi almıştır.
- 2013 yılında Avukatlık Ruhsatnamesini almıştır.
- Aynı yıl Iğdır Ticaret İl Müdürlüğünde Tüketici hakem heyetinde raportör olarak göreve başlamıştır.
- 2014 Yılında Ticaret Bakanlığı merkez kadrosunda Avukat olarak atanmıştır.
- 2 yıllık Kurum Avukatlığı görevinden sonra 2016 yılında Hakim Stajyer olarak İstanbul Anadolu Adliyesinde görev yapmıştır.
- 2017 yılından beri serbest Avukatlık yapmaktadır. İstanbul Barosu'na kayıtlıdır.
